Makaleler

Kaydırılan sadece ekran mı?

Geçenlerde derste öğrencilerle telefonlarındaki ekran sürelerini inceledik. Rakamları gördüğünüzde gerçekten şaşırıyor, ister istemez “Eyvah!” diyorsunuz. Bir haftalık verilere göre günlük ortalama ekran süresi 2 saat ile 12 saat arasında değişiyor. Öğrencilerin birçoğu günde yaklaşık 5-6 saatini telefon ekranı karşısında, yani ekran kaydırarak geçiriyor.

Sonra da konsantrasyon sorunlarından dil gelişimindeki gerilemeye, sosyal ilişki zayıflığından derslere karşı ilgisizliğe kadar pek çok problemden yakınıyoruz. Oysa tablo bize açık bir gerçeği haykırıyor: Çocukların, ilkokul yıllarından itibaren yalnızca teknolojiyi kullanmayı değil, teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurmayı da öğrenmeye ihtiyaçları var. Bu da ancak bilinçli bir dijital medya eğitimiyle sağlanabilir.

Yirmi beş, otuz yıl önce çocuk eğitimi üzerine yaptığım konuşmalarda vurguladığım bir cümle vardı: “Eğitimin kazası olmaz.” Kastettiğim şuydu: Çocuk hangi gelişim dönemindeyse, o dönemin gerektirdiği dil, duygu, davranış, psikolojik gelişim ve sağlık desteği verilmelidir; kesinlikle ertelenmemelidir. “Şimdi işim çok, vakit bulamıyorum; ileride telafi ederiz.” düşüncesi, eğitimde gerçekçi bir gerekçe değildir çünkü.

Bugün aradan geçen yıllara rağmen hâlâ geçerliliğini koruyan bu tespite yeni bir açılım daha eklemek gerekiyor: Dijital bilinç eğitiminin de kazası olmaz. Çünkü kontrolsüz ve uzun süreli ekran kullanımı, çocukların psikolojik ve dil gelişimini, beynin ödül sistemiyle ilişkili mekanizmalarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilen çok yönlü bir risk faktörü. Bu sebeple dijital alışkanlıkların da en az diğer eğitim alanları kadar erken yaşlarda ve bilinçli bir şekilde çocuklara kazandırılmasını önemsiyorum.

Bilindiği gibi çocuklar, iyi bir davranışının karşılığında sevinç ve takdir bekler. Bu ihtiyacın en sağlıklı şekilde karşılanacağı yer ise ekran değil; oyun, kitap, doğa, sanat, spor ve sıcak insan ilişkileridir. Gerçek hayatta yaşanan her anlamlı ve faydalı deneyim, çocuğun hem gelişimini destekler hem de sağlıklı alışkanlıklar kazanmasına katkı sağlar.

Buna karşılık, uzun süre ekranın hızlı ve tekdüze uyarıcılarına maruz kalan bir çocukta zamanla konsantrasyon, dil, duygu ve sosyal gelişim gibi alanlarda çeşitli problemler ortaya çıkabilir. Üstelik bu olumsuz etkileri sonradan gidermek, çoğu zaman en baştan önlem almaktan daha zordur. Belki de çocukların geleceğine yapılabilecek en değerli yatırımlardan biri, ekranla kurulan ilişkinin erken yaşlardan itibaren bilinçli ve dengeli bir şekilde yönetilmesidir.

Ekran da tıpkı nikotin gibi

Gün geçmiyor ki dijital medyanın özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerine dair yeni bir araştırma yayımlanmasın. İnternetin sunduğu hız sayesinde videolar ve hareketli içerikler artık beklemeye gerek kalmadan anında, bir tıkla izlenebiliyor. Bu kolay erişim ve bitmek bilmeyen içerik akışı, güçlü bir çekim ve bağımlılık alanı oluşturuyor. Ekran da tıpkı sigaradaki nikotin gibi bağımlılık yapıcı bir etki yapabiliyor.

En son yapılan “GenZ Video Araştırması” da dijital teknolojilerin artık hayatımızın ayrılmaz parçası haline geldiğini ortaya koyuyor. Buna göre 3-17 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin ortalama yüzde 90’ı her gün hareketli uygulamaları (streaming) kullanıyor. Bu uygulamalar sayesinde resim, video ve ses içeriklerine, cihazlara indirilmesine gerek kalmadan doğrudan erişilebiliyor.

Çocukların medya kullanım alışkanlıklarında ailelerin belirleyici rol oynaması dikkat çekici. Eğitim düzeyine bağlı olarak medya tüketimi dört kata kadar artabiliyor. YouTube, her yaş grubunda en çok tercih edilen video platformu olurken, onu Netflix takip ediyor. Üç ile altı yaş arasındaki çocukların yaklaşık yarısı YouTube üzerinden resim ve video gibi içerikleri (kontent) kendi cihazlarında kaydetme konusunda ilk deneyimlerini yaşıyor.

Sosyal ve eğitim bakımından dezavantajlı ailelerde medya pasif, dikkatsiz ve aşırı tüketildiğinden gençlerin geleceğini doğrudan etkileyebiliyor. Medyanın istismar edilmesi, zamanla somatik, psikolojik ve sosyal sonuçlar doğurarak toplumsal bir probleme de dönüşebiliyor. Bu nedenle son yıllarda “medya bağımlılığı” ve “medya istismarı” gibi kavramlar bilimsel literatürde giderek daha sık yer almaya başladı. Medya tüketimi; ekranlı medyanın pasif biçimde izlenmesi ya da oyun oynama ve iletişim kurma amacıyla kullanılması anlamına geliyor. TV, bilgisayar, oyun konsolları gibi daha birçok fonksiyonu birden akıllı telefonlar içinde barındırıyor. Her bir kolunu çocuğun gelişimindeki can alıcı mekanizmalara salan bir ahtapot sanki…

Araştırmaya göre, 11-14 yaş arasındaki çocukların yaklaşık yüzde 10’u aşırı düzeyde medya tüketiyor. Ekran karşısında uzun süre oyun oynamanın yol açtığı riskler arasında sosyal kaygının artması, sosyal ilişkilerin zayıflaması, özgüvenin olumsuz etkilenmesi, stresle başa çıkma becerisinin azalması ve okul başarısında düşüş yer alıyor.

Medya tüketiminin motivasyonları arasında genellikle merakı giderme, yaşanan heyecan ve tecrübeleri paylaşma, hayal kırıklıklarından uzaklaşma ve gerçeklikten kaçma isteği bulunuyor. Burada bilgisayar oyunu geliştiricilerinin ve medya şirketlerinin, çocukların ve gençlerin ilgi alanlarına ve gelişimsel özelliklerine hitap eden reklam ve pazarlama yöntemleriyle onlara kolayca ulaşabildiğini de hatırlatalım.

Medya tüketiminin temel motivasyonları arasında genellikle merakı gidermek, heyecan verici yaşantı ve deneyimleri paylaşmak, hayal kırıklıklarını bastırmak ya da gerçeklikten kaçma isteği yer alıyor. Aynı zamanda oyun geliştiricileri ve medya şirketlerinin, hedef kitlenin ilgi alanları ile gelişimsel özelliklerine uygun reklam ve pazarlama stratejileri sayesinde çocuklara ve gençlere son derece etkili bir biçimde ulaşabildiklerini hatırlatalım. Daha da önemlisi, günümüzde gençlerin yarısından fazlası haber ve bilgi edinmek için başlıca kaynak olarak sosyal medyaya başvuruyor.

Ebeveynlerin sorumluluğu kaçınılmaz

Öte yandan sanal ortamda oluşturulan bir ‘benlik’ üzerinden çocukların güçlü olma, ödüllendirilme, takdir görme ve aidiyet gibi duyguları tatmin edilebiliyor. Çocuklar, ayna nöron sistemi sayesinde kendilerinde eksik gördükleri bazı özellikleri ekranda izledikleri kişilerle özdeşleştirerek, sanki onlara sahipmiş gibi sahte ve geçici bir doyum veya mutluluk hissedebiliyorlar.

Ebeveynlerin yeni medyayı bilinçli kullanma ve çocuklarına rehberlik etme becerileri yeterince gelişmemişse, onlara sağlıklı bir model olmaları da haliyle zorlaşıyor. Böyle durumlarda çocuklar, ailelerinden çok akranlarının ve ekranların etkisi altında kalabiliyor.

Kısacası, bütün bu bulgular psikolojik açıdan değerlendirildiğinde ebeveynlerin böylesine ağır bir sorumluluktan kaçması düşünülemez. Aksi halde çocuklarında ortaya çıkabilecek saldırgan davranışlar, özgüven ve yaşam kalitesinde azalma, dikkat sorunları, dil gelişimi ve okul başarısında gerileme, ayrıca hareketsizliğin yol açtığı çeşitli bedensel rahatsızlıklar gibi birçok problemle boğuşmak zorunda kalırlar. En iyisi baştan sorumluluk üstlenerek medya kullanımı konusunda bilimsel araştırmaları takip etmeleri, bu alanda yazılmış eserleri okumaları ve kendilerini bilinçli bir şekilde geliştirmeleridir.

Peki, GenZ Araştırması bize ne anlatıyor? Çocukların birçoğunun hareketli resim ve videoları düzenli olarak izlemesi karşısında nasıl bir tutum takınılmalıdır? Sayısız ve kontrolsüz içeriğin çocukların hayatına bu denli kolay girmesi ne anlama geliyor? Bu sorular elbette önemlidir. Ancak daha önemlisi, ailelerin böylesi bir tablo karşısında nasıl hareket edeceğini bilmeleridir. Asıl mesele, dijital dünyanın hızla değişen şartları içinde çocukları bilinçli, dengeli ve sağlıklı bir şekilde nasıl yetiştirebileceğimizdir.

Yeri gelmişken bir gerçeğin de altını çizeyim: Ekonomi ve teknoloji bize sorularak, toplumların onayı alınarak gelişmiyor. İstesek de istemesek de teknolojik ürünler, çağın doğal bir sonucu olarak hayatımıza girmeye devam edecektir. Eğer dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korunmak istiyorsak, bunun yolu bilinçli bir yaklaşım ve buna uygun bir medya kullanım stratejisi geliştirmekten geçiyor. Hayatın giderek hızlandığı bir çağda, medya okuryazarlığı ve dijital bilinç konusunda çocuklarla birlikte ailelerin de kendilerini geliştirmeleri bir tercihten öte zorunluluk.

Bu süreçte pedagog ve psikologlardan destek alınabilir. Dijital medya kullanımı aile içinde sık sık gündeme taşınarak birlikte değerlendirilebilir. Sigara, alkol ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklarda olduğu gibi, bilinçsiz medya kullanımının doğurabileceği olumsuz sonuçlar çocuklarla yaşlarına uygun bir dille konuşulabilir. Gerektiğinde uzmanlar davet edilerek ailelere yönelik bilgilendirici sohbet ve seminerler düzenlenmesi de bu farkındalığın oluşmasına önemli katkılar sağlayabilir. Yasak ve çatışma yerine çocukları ikna edebilmek en verimli seçenek.

Sonuç olarak, hızla gelişen dijital teknolojilerin insan ve toplum hayatı üzerindeki etkileri, herkese yeni sorumluluklar yüklüyor. Üstelik mesele yalnızca ekran süreleriyle de sınırlı değil. Popülizm, yanlış bilgi, aşırı basitleştirme ve yalan haberler de dijital dünyanın dikkate alınması gereken önemli sorunları arasında.

Günümüzün at izinin it izine karıştığı dünyasında hakikate ve doğruya ulaşmak her zamankinden daha fazla dikkat ve sorgulamayı gerektiriyor: Reklam sektörü ile pompalanan tüketim üzerinden kendini tanımlama çılgınlığının, ekranda görülen ve sık tekrarlanan bilginin doğru olduğu algısının, siyasi, sosyal, dinî ve felsefî alanlarda popülist ve ideolojik söylemlerin, fanatik yaklaşımların ve her meseleyi siyah-beyaz bir bakışla değerlendiren anlayışların daha baskın olması, dijital dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmemizi zorunlu kılıyor.

Özetle, işin püf noktası, teknolojik ürünlerle nasıl bir ilişki kurduğumuz ve onlardan en sağlıklı biçimde nasıl istifade edebileceğimizdir.

Uzmanların da önerdiği üzere, özellikle ilkokul çağındaki çocukların ekran sürelerinin makul sınırlar içinde tutulması; oyun, kitap, spor, sanat ve sosyal etkileşim gibi alternatif uğraşların hayatlarında daha fazla yer bulması büyük önem taşıyor.

Dolayısıyla çocuklarımızın sanal alemlerde avare dolaşarak “video bakar” değil, gerçek hayatla temas kurarak “kitap okur” olarak yetişmesi hepimizin ortak sorumluluğu. Dileğimiz odur ki onlar, ekranı kaydırırken ayaklarını ve hayatlarını da farkında olmadan kaydırmasınlar.

Muhammet Mertek

Letzte Aktualisierung: 8. Juli 2026
Zur Werkzeugleiste springen