Makaleler

Şükran Duygusu ve Ruh Sağlığı

Hayatın akışı içinde nice olumsuz davranışlara muhatap oluruz. Trafikte, işyerinde, sosyal medyada, haberlerde şahit olduğumuz bazı olaylar canımızı sıkar, bazen de strese sokar. Günümüz toplumlarında depresyon, tükenmişlik sendromu, çaresizlik, yalnızlık, bağımlılık ve benzer insani trajedilere sıkça rastlanması boşuna değil.

Bir yanda mikro/makro dünyalarda bilim ve teknolojide, kuantum fiziği ve yapay zekâ gibi alanlarda inanılmaz gelişmeler, diğer yanda korona salgını, iklim değişimi, çatışmalar, sosyal krizler… İnsan bütün bunların neresinde? Temel ihtiyaçları mı değişti? Hayır. Hatta insanlar, yaşadıkları toplumlarda temel duygulara daha çok ihtiyaç duymaya başladı. Nitekim bilimsel araştırmalar da duygulara olan yönelimin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.

Şükran hissi bunlardan sadece biri. Kaliforniya Üniversitesi’nden Paul Mills gibi bilim insanları, yaptıkları araştırmalarda şükran hissinin sağlığı olumlu etkilediğini belirtir. Mesela hayatlarında güzel olana değer veren kalp hastaları daha az depresyon geçirir, daha iyi uyur, hastalığı atlatmada kendilerine daha çok güvenirler, kanlarında kalp krizine yol açan daha az oranda iltihap belirtileri bulunur. Şükran hissi sayesinde kişi, günlük hayatını daha mutlu geçirirken sağlık açısından da birçok faydasını görür.

Şükran hissi, sosyal bağları güçlendirdiği gibi fedakârlık duygusunu da harekete geçirir. Nöroloji uzmanları, minnettarlıkla fedakârlık arasında bir ilişki olduğuna dikkat çeker. Bu duygu, beynin ödüllendirme sistemini kişinin kendisi için değil başkasını ödüllendirmeye doğru kaydırır.

Uzmanlara göre şükran hissi, insanlar arası ilişkileri sağlıklı bir zemine taşıyarak agresifliği azaltırken bağlılık duygusunu arttırır. Psikologlar, etnologlar ve sosyal bilimciler, insanın kompleks duygu yapısıyla ilgili uzun süredir çalışıyorlardı. Ancak son 20 yıldır ‘pozitif psikoloji’ denen yeni bir akım ortaya çıktı ve bu bağlamda şükran hissi de araştırmaların konusu haline geldi. “Öğrenilen çaresizlik” araştırmasıyla meşhur olan Amerikalı psikolog Martin Seligman, bu akımın öncüsü kabul edilir. Çaresizlikten kasıt, pasifliğin öğrenilmiş şeklidir. Yani kötü durumlardan sıyrılmanın mümkün olmadığını tecrübe eden kişi bazı şeyler yapma ihtimali olsa bile çaba göstermeyi bırakır. Depresyonların oluşumunda da etkili olabilen bir öğrenme mekanizması bu.

Seligman, 1999 yılında yaptığı önemli bir konuşmasında psikolojinin, ruhun arızalı yanlarıyla değil insan psikozunun mutluluk veren yönleriyle ilgilenmesi gerektiğini savunur. O, bu düşünceye beş yaşındaki kızı sayesinde ulaşır: Bahçede çalışırken neşesi yerinde olan kızı onu “somurtkan” olarak niteler. Bunun üzerine Seligman, insanın var sayılan zayıflıklarını düzeltmek yerine doğal güçlü yanlarını işleyerek geliştirmek nasıl olur, diye kendine sorar.

Daha sonra meslektaşı Mihaly Csikszentmihaly ile birlikte pozitif psikoloji tezini geliştirir. Seligman ve arkadaşları, pozitif şahsiyet gelişimini ölçmek için test ve soru kağıtları hazırlar. Erdemli davranışları teşvik için etkin tezler oluşturup bunların hayat boyu gelişim süreçlerini araştırır. Böylece psikolojiye yeni bir yön vermeyi amaçlar. Dünya dinlerinin kutsal kitapları yanında temel felsefi eserleri de analiz eder. Bu çalışmada 24 karakter özelliğinin güçlü yönlerini ortaya çıkaran altı erdemi ele alır. Bunlar hikmet, cesaret, insanlık, adalet, itidal ve aşkınlık erdemleridir. Özellikle aşkınlık; takdir etme, ümit, mizah, maneviyat ve şükran duygusunu kapsar. Böylece şükran hissi pozitif psikolojide mutluluk egzersizlerinin ayrılmaz parçası haline gelir.

Şükran hissinin ruh sağlığına etkisine dair ilk araştırmalar pozitif psikolojinin gelişmesiyle birlikte başlar. Kaliforniya Üniversitesi’nden Amerikalı Robert Emmons ile Miami Üniversitesi’nden Michael McCullough tarafından 2003 yılında yapılan bir dizi çalışma önemli bir adım olur. Bu iki araştırmacı öğrencileri gelişigüzel üç guruba ayırır. Birinci gruptakiler on hafta boyunca haftada bir şükran duydukları beş şeyi yazarlar. Örneğin bir arkadaşının cömertliği, bir hediye, yeni bir güne başlama veya bir müzik parçası üzerine… İkinci gruba katılanlar da haftada bir kere kızdıkları beş şeyi not ederler; bir park yeri arama, ev işlerine pek yardımcı olamama veya para ihtiyacı gibi. Üçüncü gruba ise on hafta boyunca herhangi bir şekilde pozitif veya negatif olarak etkilendikleri olayları yazma görevi verilir. Ek olarak herkes her hafta hissettikleri durumla birlikte bedensel rahatlıkları, kendilerini nasıl hissettikleri ve hayatlarındaki mutluluk üzerine olan soruları da cevaplar. Sonuçta şükran hissini dile getiren gruptakilerin diğerlerine oranla o anlarda hayatlarında daha fazla mutlu oldukları, geleceğe daha ümitvar baktıkları, baş ağrısı ve baş dönmesi veya kas gerilimleri gibi bedensel rahatsızlıkları daha az yaşadıkları ve daha fazla spor yaptıkları ortaya çıkar.

Aynı deneyi çeşitli hastalıklardan mustarip olan insanlarla da gerçekleştirirler. Onlarda da şükran hissi; negatif duyguları azaltarak pozitif duyguların artmasına, uykularının daha düzenli olmasına, hayatlarını daha güvenli ve mutlu yaşamalarına ve birbirlerine daha bağlı hale gelmelerine yol açar. Şükran duyma, herhangi bir acıyla yüzleşen insanlarda olumlu tesirler meydana getirir ve çevrelerinde bu fark edilir.

Psikolog Leah Dickens 2003-2016 yılları arasında beş binden fazla kişi üzerinde yaptığı 38 araştırmayı analiz eder. Şükran günlüğü veya teşekkür mektubu gibi egzersizlerle kendini mutlu hissetmede belli ölçüde olumlu sonuçlar alındığını ortaya koyar. Özellikle uyku bozuklukları için şükran duygusu egzersizlerinin faydaları üzerinde durur. Kanadalı araştırmacılar, 2011’de yaptıkları çalışmalarda bazı deneklere akşam yatağa girmeden önce düşünce karışıklıklarını yatıştırmak için endişelerini yazmalarını ve muhtemel çözüm üzerine düşünmelerini ister. Bir hafta sonra uyku kalitelerinin arttığı ve daha uzun süre uyuyabildikleri görülür.

Lüneburg Üniversitesi’nden araştırmacılar ise 2019 yılında ruh sağlığı için bir Şükran Uygulaması (Dankbarkeits-App) geliştirir. Kriz anlarında psikolojik problem yaşayan 260 kişiyle beş haftalık bir online program yapar ve pozitif tecrübeler yoluyla olumlu veriler elde eder. Bu kişiler düzenli şekilde yaşadıkları güzel tecrübeleri not alır. Her akşam bazen resimler kullanarak yazdıkları şükran duygularını paylaşmak için aile fertlerine ve dostlarına da yollar. Altı ay sonra bu Şükran Uygulaması sayesinde depresyon ve korkuların, geçmişte yaşadıkları ve gelecek için de kara kara düşünmelerin azaldığı tespit edilir. Uzmanlar, şükran duygusunun birçok farklı psikolojik rahatsızlıklarda rol oynayan negatif düşünme biçimini değiştirmede etkili olduğunu belirtir.

Fakat pozitif etkileri birçok yönüyle bilimsel olarak ortaya konan şükran hissi Müslümanlar arasında genellikle “Allah razı olsun!” ifadesine sıkıştırılmış gibidir. Bu da pratikte şablon ve şekilciliğin hâkim olduğunu ve işin özünün kaybolduğunu gösterir. Oysa araştırmalara göre şükran duygusu doğrudan insanın şahsına hitaben samimi teşekkür edildiğinde etkili olur. Bir iyilik karşısında “Allah razı olsun!” deyimi günlük hayatta öylesine söylenmiş bir söz olarak şükran hissinin içini pek doldurmaz. Belki bu Allah’a karşı minnettarlık duygusu için “şükür”, insanlara karşı minnettarlık ifadesi için ise “teşekkür” sözcükleri kullanıldığından, yapılan her işte Allah’a olan minnettarlığın daha baskın olmasından kaynaklanıyor olabilir. Müslümanlar arasında yaygın olan bir kanaat de iltifatın, değer vermenin karşı tarafta “enaniyet’ ve ‘gurur’ gibi duyguları köpürteceği zannıdır. Bu sebeple İslami literatürde teorik düzlemde önemli bir kavram olan ve insanlar arası ilişkilerde vefa duygusunu da besleyen şükran bilincinin yeterince gelişmediği düşünülebilir.

Şükran hissinin önemine dini kaynaklar da dikkat çeker. Bir hadiste yalnız Yaratıcıya karşı değil, insanlara da şükran duymanın Yaratıcıya karşı şükür duygusunu güçlendireceği şöyle ifade edilir: “İnsanlara karşı şükran duymayan Allah’a da hakkıyla şükretmiş olmaz.” (Ahmed b. Hanbel, Hadis No: 7495)

Bir başka hadiste de akrabalar arasındaki şükran hislerinin güçlendirilmesinin kişinin hayatına pozitif katkı yapması ve sağlığını iyileştirmesine dikkat çekilir: “Kim rızkının bollaşmasını ve ömrünün uzun olmasını istiyorsa akrabalarıyla bağlarını kuvvetlendirsin.” (Buhari, Edebül Müfred, Hadis No: 56)

Öte yandan Kaliforniya Üniversitesi’nden nöro bilimciler şükran duygusunun beyindeki gelişimini de araştırır. Mesela, hayati önem taşıyan bir giyecek ve yiyecek veren bir kişi sayesinde Holokost’tan kurtulanların gerçek hikayeleri toplanır. Deneklere bu durumda kendilerinin neler hissedecekleri ve nasıl bir şükranda bulunacakları sorulur. Beynin orta ön korteksinde şükranın niteliği ölçüsünde aktivitelerin olduğu gözlemlenir. Bu bölge beyindeki ödüllendirme sisteminin bir kısmı olup ahlaki kararlar verme veya empati yapmayı içerir.  

Dolayısıyla giderek daha fazla psikoterapist, şükran egzersizlerini repertuarlarına alırken kitapçılarda da mutluluk ve şükran günlükleri hızla artış gösteriyor. Psikolog Dirk Lehr ise farklı bir gözlemde bulunur: “Bazen ferdiyetçi ve başarıya endeksli toplumumuzda minnettarlık duygusuna şüpheyle yaklaşıldığı izlenimini ediniyorum. İnsan, kazanımlarının daha çok kendisine ait olmasını ister ve kendi başarısında başkalarının da katkısı olduğunu itiraf etmez.” Çünkü değer verme veya neşe hissinin aksine minnettarlık başkasının rolünü takdir etmeyi içerir. Belki de bu nedenle şükran duygusu aynı zamanda yalnızlığa ve bencilliğe karşı bir panzehirdir.

Muhammet Mertek

Notlar:
1) Aylık “Spektrum – Gehirn und Geist” bilim dergisinin Kasım 2020 sayısındaki Psikolog Corinna Hartmann’ın kaleme aldığı “Dankbarkeit” (Şükran Hissi) adlı makaleden istifade edilmiştir.
2) Bu yazı Temrin dergisi Kasım 2023 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

 

 

Letzte Aktualisierung: 2. Dezember 2023
Zur Werkzeugleiste springen