Makaleler

Alman Anayasası niçin önemli?

Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası, Nazi diktatörlüğünden sonra 25 Mayıs 1949 tarihinde yürürlüğe girdi. O zamandan beri insanı merkeze alan demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir sistemin teminatı. Ruhunu ise ilk maddesinden aldı: “İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.”

Alman anayasası, yürürlüğe girmesinin her yıl dönümünde haklı olarak gündeme getirilir. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’ndan da ağır yenilgiyle çıkan Almanya kısa sürede ayağa kalktıysa bunu anayasasına (Grundgesetz) borçludur. Aslında bu ayağa kalkış bütün toplumlar için örnek olabilir. Peki bu toplum ne yaptı? Attıkları adım neydi?

Alman anayasasının önü öncelikle Amerika, İngiltere ve Fransa’dan oluşan Batı İtilaf Devletleri’nin bağımsız bir Alman devletinin kurulması kararıyla açıldı. Ayrıca hem Weimar Cumhuriyeti’nin (ve anayasasının) başarısızlıkla sonuçlanmasından hem de Nazilerin korku ve vahşet saçan rejiminden çıkarılan dersler yeni anayasa tartışmalarında etkili oldu. Her partiden ve her eyaletten seçilen 65 üye ile oy hakkı olmayan beş Berlin milletvekilinden bir Parlamenter Konsey oluşturuldu. Bu konsey Eylül 1948’den itibaren tam dokuz ay çalıştıktan sonra 146 maddelik anayasayı hazırladılar. Konsey başkanı ilk şansölye olacak Adenauer (Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi), ana komisyon başkanı ise Carlo Schmidt (Sosyal Demokrat Parti) idi.

Böylece Grundgesetz, 23 Mayıs 1949’da Bonn’da kabul edilmesinden iki gün sonra yürürlüğe girdi. Dokuz aylık çalışma sonucunda adeta yepyeni bir devlet ve toplum doğdu. Kısa sürede kan ve gözyaşı dinecek, harabelerden mucizevi mamureler yükselecekti.

Alman toplumu bütün ideolojik farklılıklarıyla birlikte bu anayasal sözleşme etrafında kenetlendi, canhıraş çalışarak dünyanın en gelişmiş ülkelerinden bugünkü Almanya’yı kurdu. Tüm eksikliklerine rağmen dünyanın en gelişmiş sosyal hukuk devletlerinden ve refah toplumlarından biri var karşımızda. Bugün dünyanın en saygın pasaportlarından birine sahip Almanya bununla ne kadar övünse az. Zoru başardılar, çoğu toplumların beceremediğini becerdiler çünkü.

Kolay mı? İki dünya savaşının merkezinde yer aldı, taş taş üstünde kalmadı. Demokratik yollarla iktidara gelip, tarihin en vahşi soykırımlarından birini uygulayan faşist bir diktatörlük geçti bu topraklardan. Milyonlarca insan hayatını kaybetti, geriye kalanlar uzun travmalar yaşadı. Böylesine büyük bir insani, sosyal ve ekonomik yıkımdan sonra yeniden dirilmenin tek bir yolu vardı: İdeolojik farklılıkları bir tarafa iterek evrensel değerlerden oluşan bir anayasa ve hukuk sistemi etrafında toplanmak ve hızla toparlanmak. İşte Alman halkı büyük bir özveriyle bunu gerçekleştirdi. Başta eğitimde ciddi reformlar yaparak modern çağın ihtiyaçlarını yerine getirirken, Nazi Almanyasının bütün günahlarıyla açıkça yüzleşmesini bildi. Bunları yeni nesillere aktarmak için ırkçılığa ve diktatörlüğe karşı ikinci bir aydınlanma yaşadı ve yaşıyor.

Hatta yine bir parti demokratik yollarla iktidara gelir, Nazi döneminde olduğu gibi başkan meclisi fesheder, KHK’larla bütün yetkiyi ele geçirir ihtimali de düşünülerek, en son sözü söyleme ve karar yetkisi anayasa mahkemesine verildi. Hiçbir kişi ve kurum, bu mahkemeyi aşarak anayasaya aykırı hiçbir girişimde bulunamaz. Cumhurbaşkanı sadece temsili yetkiye sahiptir. Ancak bu anayasa kuru bir metinden de ibaret değildir. Dinamiktir ve herkes için uygulanmak üzere yürürlüktedir. Alman halkı, felaketlerden dersler çıkarmasını bildi. Anayasal temelde çoğulcu, katılımcı, demokratik bir hukuk devletini inşa etmeyi başardı ve kazandı. İnsan hakları, düşünce ve basın özgürlüğüyle birlikte siyasi ve bilimsel birçok alanda etik bir anlayış da geliştirdi. Bu normlar kataloğu sayesinde dünyanın en yaşanılabilir, müreffeh toplumlarından biri haline geldi.

Yeri gelmişken soralım: Milyonlarca insanını kaybeden ve şehirleri yerle bir edilen Almanya ayağa kalkarken İkinci Dünya Savaşına bile girmemiş birçok İslam memleketi niçin bunu bir türlü beceremiyor? Cevabı çok net: Çünkü Müslüman toplumlar/topluluklar öncelikle hukuk ve ortak bir anayasal sözleşme etrafında toplanma becerisini gösteremiyor. Bu güveni kendinde görecek demokratik ve etik davranış sergileyemiyor. Müslüman toplumlar hâlâ kabile/aşiret anlayışıyla yaşayıp, demokratik çoğulcu bir iradeden çok uzakta bulunuyor. Hakikat tekelciliğinden öte ortak kültür ve zihniyet kodları üretemiyor. Bir ülkede yaşayan farklı toplum kesimleri ortak bir anayasal sözleşmede anlaşamıyor, farklı dini, etnik ve siyasi görüşlerden dolayı birbirlerini vatan haini, terörist, ajan, düşman gibi nitelemelerle nefret kusuyor, hep kendine demokrat kesiliyor, adalet ve özgürlük istiyorsa o toplum iflah olmuyor. Suriye’den Afganistan’a, Türkiye’den Sudan’a kadar bakın bu hep böyledir. Çünkü toplumlar doğası gereği heterojen olduklarından (Habermas) ortak payda, hukuktur ve sadece anayasa bütün vatandaşları eşitler. Evrensel hukuk normlarının esamisi okunmayan Müslüman memleketlerin içler acısı hali ortada. Milli/dini, komplo efsaneleri gibi bir takım kılıflarla durumu relative etmeye gerek var mı? Yolsuzluk, yalan ve talanda zirveyi tutan despot yöneticiler bir yanda, cehalet ve fakirlik içinde kıvranan, medeni dünyadan kopuk, ciddi bir obskürantizme maruz halk yığınları diğer yanda, iflah olmaz bir kader…

Ne yazık ki Grundgesetz ve onun toplumdaki önemi, Almanya’daki çoğu göçmenler tarafından da göz ardı ediliyor. Armin Laschet, 2006’da uyum bakanı iken, uyum açısından anayasanın önemini şu sözlerle özetlemişti: “Yeni geliştirdiğimiz uyum politikamızda göçmenlere saygı duyuyoruz, ama aynı zamanda onlardan da anayasamıza ve temel değerlerine, içinde yaşadıkları ülkenin kanunlarına, diline, tarihine ve kültürüne saygı duymalarını bekliyoruz.” Yerinde bir yaklaşım değil mi…

Alman siyasetçiler ve bürokrasideki yetkililer, yeri geldikçe yaklaşık aynı sözlerle anayasa ve temel değerleri vurgulamalarında haksız sayılmazlar. Nedeni açık: Alman anayasası ve barındırdığı temel evrensel değerler kuvvetler ayrılığını en iyi şekilde düzenler. Demokratik hukuk devletini temel esaslara oturtur ve bunları herkese karşı korur. Her vatandaş kendini temel hak ve hürriyetler açısından güvende hisseder. Alman anayasası, dini inançları devlet güdümüne bırakan (Fransa’daki gibi) katı bir laiklik anlayışı yerine katılımcılığı ve iş birliğini önceler. Devlet, dini grupları muhatap alıp karşılıklı komisyonlar kurarak iş birliği ve hukuk çerçevesinde meseleleri çözmeye çalışır. Gerçekten saygıyı hak eden “hümanist” bir anayasadır Grundgesetz.

Entegrasyon saplantısı olan bazı kesimlerin “dilimizi öğrenin, Grundgesetz’i kabul edin” diye ikide bir buyurgan bir tutum sergilemeleri yadırganabilir. Dil ve anayasa çok önemli olmakla birlikte adeta kutsanarak ve dayatmayla öğrenilecek şeyler de değil. Demokrasi, hukuk devleti, düşünce ve basın özgürlüğü, anayasa, insan hakları, çoğulculuk ve din-devlet ilişkileri gibi birçok alanda bir bilinç geliştiremeyen toplum kesimlerinden kısa sürede bir beklentiye girmek de beyhude. Türkiyeliler hakkında Almanca düşmanı, bilerek bu dili öğrenmiyor, anayasaya isyan ediyor veya onu değiştirmeye çalışıyor gibi bir yargı da doğru değil. Türk toplumunda genel olarak (devleti kutsama olsa da) anayasayı merkeze koyan bir kültür alt yapısı zaten yok. Ayrıca devleti kutsayan bir kültün, demokrasi ve hukuk devletini temel alan anayasaya bigâne kalması üzerinde düşünmeye değer.

Peki bu bağlamda dünyanın en güzel anayasalarından olan Grundgesetz niçin bu kadar önemli? En başta insanı merkeze koyuyor ve çoğulcu, demokratik, liberal bir hukuk devletinin temel niteliklerini içinde barındırıyor. Özgürlükler konusunda oldukça gelişmiş bir yapısı var. Almanya’da yaşayan herkes anayasadan/hukuktan haberdar olmak zorunda. Özellikle Müslümanların, içinde yaşadıkları toplumu ve mantalitesini tanıması açısından en temel görevlerden biri. Yarım asırdır içinde yaşadığımız, hatta vatandaşı olduğumuz ülkenin sunduğu bazı hak ve özgürlükleri bilmekle işe başlanabilir. Nitekim demokrasilerde hak verilmez, istenir.

İşte Alman anayasasının bazı maddeleri:

Madde 1: (1) İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür. (2) Alman Milleti, bu nedenle dokunulmaz ve devredilmez insan haklarını, yeryüzünde her insan topluluğunun, barışın ve adaletin temeli olarak kabul eder.

Madde 2: (1) Herkes başkalarının haklarını ihlal etmemek, Anayasal düzene veya ahlak kurallarına aykırı düşmemek koşuluğuyla, kişiliğini serbestçe geliştirme hakkına sahiptir.  (2) Herkes, yaşam ve beden bütünlüğünün korunma hakkına sahiptir. Kişi özgürlüğüne dokunulamaz. Bu haklar, ancak bir yasaya dayanarak sınırlandırılabilir.

Madde 3: (1) Bütün insanlar yasa önünde eşittir. (2) Erkek ve kadınlar eşit haklara sahiptir. (3) Cinsiyeti, soyu, ırkı, dili, yurdu ve kökeni, inancı, dinî veya siyasî görüşleri dolayısıyla hiç kimse mağdur edilemez veya hiç kimseye imtiyaz tanınamaz.

Madde 4: (1) Din ve vicdan özgürlüğü ile din ve dünyevi inanç özgürlüğüne dokunulamaz. (2) Dinin rahatsız edilmeden uygulanması güvence altındadır.

Madde 5: (1) Herkesin, düşüncesini, söz, yazı ve resimle serbestçe açıklayıp yayma ve herkese açık olan kaynaklardan, hiçbir engele uğramadan bilgi edinme hakkı vardır. Basın özgürlüğü ile radyo ve film aracılığıyla haber verme özgürlüğü güvence altındadır. Sansür uygulanamaz. (2) Bu haklar, genel yasaların hükümleri, gençliğin korunması hakkındaki yasa hükümleri ve kişisel şeref hakları ile sınırlıdır.

Madde 7: (1) Bütün okul rejimi devletin denetimi altındadır. (2) Çocukların din dersine katılıp katılmayacaklarına karar vermek, velilerin hakkıdır. (3) Din dersi, mezhepsiz okullar dışındaki kamu okullarında olağan derslerdendir. Din dersi, devletin denetim hakkına zarar vermeyecek şekilde, dini toplulukların temel ilkeleriyle uygunluk içinde verilir. (4) Özel okul açma hakkı güvence altındadır. Kamu okullarının yerine geçmek üzere özel okullar, devletin izniyle kurulurlar ve eyalet yasalarına tabidirler. Eğitim hedefleri, donatım ve öğretim kadrosunun bilimsel yöntemlerle yetiştirilmesi ve öğrencilerin anne ve babalarının varlık durumlarına göre ayıklanmasına yol açmadıkça, özel okullar açılmasına izin verilir. Öğretmenlerin ekonomik ve yasal durumlarının yeterli derecede güvencesi sağlanmadıkça, izin verilmez.

Muhammet Mertek

Letzte Aktualisierung: 14. Mai 2021
Zur Werkzeugleiste springen