Makaleler

Einstein: Eyvah, olacağı buydu!

Bilimde çığır açan Einstein, en büyük Yahudi entelektüeli olarak tescil edilmiştir. Üniversitede ders verdiği amfi ağzına kadar dolarken, sinagogda çaldığı kemanla da göz doldurur.

Berlin’de esen Yahudi rüzgârı, kıskançlığı körükler ve Einstein’a muhalif bir akademisyen grubun oluşmasına yol açar. 1920’de büyük bir program organize ederler. Çünkü 200 yıldır uygulanan Newton prensiplerini illüzyon olarak nitelemek herkesin harcı değildir. İkinci sunumda Einstein locada oturur ve konuşmalardan notlar alır. Kısa süre sonra Berliner Tagesblatt gazetesinde o grubun tezlerine karşı cevap yazar. Biraz polemik ve gurur kokan yazısıyla yakın çevresinden de tepki çeker. Artık Yahudiliği ön plana çıkarılan Einstein, ölüm tehditleri alır ve Berlin’i terk etmek zorunda kalır.

Panik içinde Kiel’deki arkadaşı Hermann Anschütz-Kaempfe’nin yanına gelir. Kreisel Pusulası’nın da mucidi olan arkadaşı, ona fabrikasında çalışma teklifinde bulunur. Fakat Einstein, teorisinin arkasına düşer ve yurtdışına çıkarak çalışmalarına devam etmek ister. Avusturya, Çekoslovakya, Norveç, Hollanda derken İngiltere’ye kadar dolaşır. Bu arada 1921’de Nobel Fizik Ödülüne layık görülür. 1922 martında Fransa’ya da uğrar, teorisi ve savaş karşıtlığı üzerine pasifist olarak konferanslar verir. Ancak daha sonraları savaşlardan nemalanmayı da ihmal etmez.

1925 yazını oğlu Hans ile birlikte Anschütz-Kaempfe’nin yanında geçirir. Anschütz-Kaempfe , Einstein’a o zamana kadarki manyetik pusulaya alternatif olarak askeri yönden çok daha kullanışlı olan bilyeli pusulanın geliştirilmesinden bahseder. Yön tayin edici sistemi sayesinde denizaltının kapalı bir metal kapsülünde de çalışabilen bir pusula icat ederler birlikte. Bu pusulada hızlı şekilde dönen başlığın mekanik tesiri, iğnenin yer eksenine paralel olarak gitmesini sağlar. Bir yıl geçmeden Alman bir torpido gemisinde başarılı şekilde denenir. Ancak Einstein’ın da ortak olduğu firma, pusula sistemini kısa sürede İtalyan, Fransız ve Japon donanmalarına da yasalara aykırı biçimde ulaştırır. 2. Dünya Savaşı’nda Alman denizaltıları ve Japon uçak gemileri savaşırken kullandıkları pusulalardan kazanılan paraya Einstein’ın da ortak olması ilginçtir.

1929’daki dünya ekonomi krizinde işler daha da karışır. Einstein, Caputh’da bir arsa alır ve ev yapar. Ancak Gestapo tarafından dört yıl sonra yağmalanır. 1930 yılında parlamentonun beşte birine ulaşan Nazilerle Komünistler arasında sokak çatışmaları başlar. Liberal Weimar Cumhuriyeti, çok geçmeden vuku bulacak daha dehşetli hadiselere gebedir. 1933’de iktidara gelen Hitler, kötü durumdan Demokratları ve Yahudileri sorumlu tutar. Bundan “Yahudi Fizikçi” de nasibini alır ve Einstein’ın Almanya’da yaşaması artık imkânsız hale gelir. Ve bir daha dönmemek üzere Berlin’i terk etmek zorunda kalır. Amerika’da 11 Mart 1933’te bir daha Almanya’ya dönmeyeceğini açıkça ilan eder.

Mussolini ile pakt kuran Hitler, 1 Eylül 1939 yılında Polonya’yı işgal eder. İki yıl içinde iyice kızışan savaş esnasında Almanya’nın atom bombası çalışmaları yaptığı haberini alan Amerikalılar harekete geçer. Einstein, bu bombanın ne anlama geldiğini herkesten iyi bilmektedir. Ancak Sovyetler Birliği’ne çalışan komünist ajan olarak görüldüğünden adım adım FBI tarafından takip edilir. Hakkında 1427 sayfalık dosya hazırlanan Einstein, bomba çalışmalarının dışında tutulur. İş arkadaşlarından birçoğu New Mexico’da bulunan gizli bir laboratuvarda “Manhatten Projesi” adı altına bomba çalışmalarına katılır. Mart 1945’te bombayı yapmayı başarırlar. Almanya yenilmek üzere olduğundan oraya fırlatılması düşünülmez.

Einstein, o zamanki Başkan Roosevelt’e bombanın kullanılmaması yönünde mektup yazdıysa da artık çok geçtir. Roosevelt, 12 Nisan’da ölmüş, yerine seçilen Truman mektubu okumuştur. Araştırmacılar ve politikacılar arasında yapılan toplantıdan ise “bombanın doğrudan askeri olarak kullanımından başka kabul edilebilir alternatif” bir görüş çıkmaz.

Einstein, sekreteri Dukas ile yaz tatili için Sagaponac Lake adlı bir göl kıyısına gider. Dukas, 6 Ağustos günü öğle sularında Hiroşima’ya atom bombası atıldığı haberini radyodan duyar duymaz Einstein’a iletir. Tepkisi bir cümlelik haberden daha kısadır: “O weh, das war’s!” (Eyvah, olacağı buydu!). Üç gün sonra da Nagazaki’ye plütonyum bombası… 12 Ağustos’ta New York Times’e yaptığı açıklamada, “atom bombasının geliştirilmesinde en ufak şekilde de olsa çalışmadım.” ve 10 Aralık’ta New York’taki bir konuşmasında “savaş kazanıldı, ama barış değil!” dese de vicdan azabı Einstein’ın yakasını bırakmaz.

18 Nisan 1955’te ölene kadar savaşa ve silahlanmaya karşı mücadelesini sürdürmesine rağmen, tarih karşısında atom bombasının acı bilançosuyla birlikte anılmaktan kurtulamaz.

İşte dünya bilim tarihinde çığır açan bir dahi…  Çelişkilerle dolu zorlu bir hayat… Bilhassa bilim ve düşünce insanlarının ne kadar büyük sorumluluk taşıdıklarına ayna olabilecek ibretlik bir hayat hikayesi…

Muhammet Mertek

Not: “Giganten: Große Wegbereiter der Moderne” (Hans-Christian Huf, Ullstein 2006) isimli eserden istifade edilmiştir.

 

Letzte Aktualisierung: 7. August 2020
Zur Werkzeugleiste springen