Makaleler

Kazablanka’dan izlenimler

Birkaç gündür Fas’ın en büyük kenti Kazablanka’daydım. Atlas Okyanusu kıyısında tarihten yoksun, ama güzel bir şehir. Tarih yoksunluğunu 1961-1999 arası iktidarda olan Fas kralı 2. Hasan muazzam camisiyle bir nebze gidermiş! Bunun yanısıra yaptırdığı birçok barajla İsrail-Filistin arasında arabuluculuğa soyunmasını sevap hanesine yazıp geçelim.

Müslüman memleketlerin birçoğunun kaderinden bu şehir de nasiplenmiş. Zengin-fakir arasındaki makas bu kadar mı açık olur? Ortası yok mudur bu işin, aklım almaz.

Parası sebil olanlarla, parasızlıktan çetin bir hayat mücadelesi verenleri sadece birkaç sokak ayırıyor. Toplumun bir kısmı mağara devrini idrak ederken, diğer kısmı Manhatten şartlarında hayat sürüyor. Bir tarafta daracık, pislikten geçilmeyen sokaklarda beyaz badanalı, iç içe geçmiş, ufak tefek binlerce evlerde oturan yığınlar, diğer tarafta Almanya’da bile pek rastlanmayan lüks arabalar ve motosikletlerin cirit attığı, modern binalarla kaplı caddeler.

Ancak herkes memnun hayatından. Mağaradakilerin tek sığınağı ve teselli kaynağı inançları. Takside radyo, ayet ve hadislerden tevekkül üzerine bir demet sunuyordu. Din, insanları rahatlatıyor, kanaatkâr yapıyor. O yüzden fazla bir talepleri yok idarecilerinden. Ya kaderleri gereği varoşlarda yaşamaya inanmışlar ya da ‘devlet baba’ ne verirse razılar. Ne de olsa mağaradan dünya standartlarını görmek mümkün değil.

Parası sebil olanlar içinse din, sadece birkaç ritüelden ibaret. Tüketim ve zevk dünyalarının içinde biraz sos görevi görüyor o kadar.

Okyanus kıyısındaki görkemli 2. Hasan Cami, diğer adıyla ‘Halkın Camisi’ bütün kesimlerin ortak değeri gibi duruyor. Cami 1993’te resmen açıldığında cesaretli muhalif bir grup 2. Hasan ismini silip, üzerine halkın vergileriyle inşa edildiğinden ‘Halkın Camisi’ yazmışlar. Dünyanın en büyük üçüncü camisi. Minaresi ise en büyüğü. Ne kadar görkemli olursa olsun ısınamadım doğrusu. Gelişmemiş bir toplumda acayip bir duruşu vardı. Biraz sırıtıyordu, hemen iki sokak ilerisinde geri kalmışlığın bütün özellikleri göze takılırken… Krallar, despotlar, diktatörler böyledir. Ebedileşmek için muhteşem bir eser diktiklerini zannederler, ama toplumsal realiteler karşısında sırıttıklarının farkına bile varmazlar saraylarından. Onların tek derdi, dünyada en büyüklerden bir şeyler inşa edip cerbezeyle yığınları mobilize etmek… Nitekim birçok insan yüzlerce milyon doları, topyekûn ülkeyi kalkındıracak yatırımlara değil de, niçin bu göz alıcı, muhteşem eserlere gömdüklerini görmez, görseler de sorgulamaz.

Ne de olsa tevekkül içinde olmak gerek. Elbette kralın bir bildiği vardır. Allah devletimize, kralımıza zeval vermesin. Yoksa halimiz nice olurdu. Bak ibadetlerimizi rahatlıkla ifa ediyoruz, medyadan her gün ayet ve hadisler bizi aydınlatıyor ya…Hem caminin maddi getirisi de var; her turist ziyaret için 12 avro ödüyor ya. Nasılsa yığınların aklını çelmek, çelik çomak oynamak kadar kolay.

Şimdi sıkı durun; kral bu camiye kaç para harcamış biliyor musunuz? Yaklaşık 900 milyon dolar. Hem de kişi başına düşen yıllık millî gelirin 2500 dolarda seyrettiği, işsizliğin yüzde yirmiyi aştığı, fakirlik oranının yine yüzde yirmilere tırmandığı, nüfusun yarıdan fazlasının okur yazar olmadığı bir dönemde… Peki böyle bir yapının maksadı ne olabilir? Tabii ki krallık veya diktatörlükle yönetilen her ülkede olduğu gibi mega projelerle yığınların gazını almak, krallığın hazzını yaşamak…

İçinde Arapça büyük levhalar bulunmuyor. Fakat orta yerindeki bir sütunda kralın soy seceresi yer alıyor, hem de altın harflerle. Secerede kralın soyunun Hz. Muhammed Aleyhisselama dayandığı gösteriliyor. Fakat seyyitlik yeterli gelmemiş ki Amerikan Rotary Club’üne de üye olmuş! Hakikaten caminin içi de dışı gibi muhteşem. İşin uzmanlarının sanat tarihi açısından belki kitap hacminde değerlendirmelerde bulunacak kadar harika.

Halk şimdi bu camiyle de övünüyor. Arap halklarının hasretle beklediği ‘bahar’dan Faslılar da nasiplenmek istemiş, 2. Hasan döneminden kalma despotik uygulamalardan rahatsız olduklarından. Durumun ciddiyetini anlayan oğul kral 6. Muhammed bazı alanlarda reform sözünü tutunca görüntüde halk sevmeye başlamış! Beklentiler yüksek, yüksek dediğim medeni dünyanın normal standartları kadar olmayınca halkı kafalamak çocuk oyuncağı. Birazcık dinî ve millî duyguları okşamak yetiyor da artıyor bile. Bir iki tane cami, baraj, köprü, yol, havaalanı mega proje olarak diktiğin zaman, iş tamam. Yığınlar kendini bunlarla hemen özdeşleştiriyor, ezilmiş kimliğine değer katıyor ve sizi baş tacı yapıveriyor. Medeni dünyanın hayat standartlarından zihnen kopuş da işte o anda başlıyor. Halkın ekseriyeti cep telefonu kullanarak, sıkça McDonalds’lara yolunu düşürerek veya arasıra yapılan profesyonel bisiklet yarışı gibi etkinliklerle medeni dünyanın parçası olduğunu zannediyor.

Bir de nasıl olsa Allahın verdiği okyanus, dağlar, güzelim kıyılar, güneş, harika iklim hepsi var… İnsanlar ikindiden sonra kaldırımlara akın edip bu güzelliklerin tadını çıkarıyor. Gençler, okyanus öğleye kadar biraz daha geri çekildiğinde oluşan geniş kumsalda doyasıya top koşturuyorlar. Herkes bir şekilde özgürlüğü yaşıyor. Fakat hayat kalitesi modern dünyanın epey altındaymış, ülke İnsanî Gelişim Endeksi’ne göre 129. sıradaymış kime ne?

Müslüman memleketlerde hep aynı manzara… Dünya standartlarında demokrasi, hukuk, etik, insan hakları, özgürlükler, eğitimde adalet, çevre bilinci, teknik ve sosyal altyapı, sağlık hizmetleri, bilim ve teknoloji üretimi gibi alanlar ne halkın gündeminde ne de geçer akçe… TV ve radyolardan dinî ve millî duyguları coşturduğunuzda, zaten bunlara ihtiyaç kalmıyor! Hele hele şu üç beş günlük geçici dünyada lafı mı olur bunların!

Yaşasın biricik kralımız! Neticede ‘Tanrının toprakları’ (Berberice Murakuş/Marokko) ona emanet… Halkın iradesi de onun şahsında hayat buluyor ya, gerisi angarya!

Letzte Aktualisierung: 26. Oktober 2019
Zur Werkzeugleiste springen